Bir Anadolu Hikayesi

GD Star Rating
loading...

Nuri Bilge Ceylan – Bir Zamanlar Anadolu’da

Herkesin kendine göre bir hayatı vardır. Daha doğrusu herkesin farklı bir hikayesi vardır. Bazen farklı hayatlara tanıklık ederken, istesek de kendi dertlerimizden arınamıyoruz. Hem tanık oluyoruz hem de maktul.

Bir Zamanlar Anadolu‘da filmi çok sade gibi gözükse de bence iç içe geçmiş bir olayların bütünüdür. Siz kendinizi ana olaya şartlarken arka fonda geçen olayları atlayabilirsiniz. Acaba her şey bir cinayetten mi ibarettir. Yoksa bu cinayet asıl anlatılmak istenen olaylara giden bir yol mudur? Sinemada mekan seçimi gerçekten çok önemlidir. Bu film Karadeniz’de çekilse bu kadar etkili bir dili olmazdı. Bir bozkır var filmde, uçsuz bucaksız bir bozkır. Üzerinde bir sürü hikaye barındıran, bir sürü savaşa tanık olmuş, üzerine bir sürü kan dökülmüş olan bir bozkır. Aslında her şeyi bir geceye sığdırmak çok akilâne bir metot.  Gece demek karanlık demek,  yalnızlık demek, sessizlik demek…  Zaten yönetmen boş yere gece başlamamış filme,  gece geçen maktulü arama sahneleri gündüz olsaydı olayın içine bu kadar dahil olabilir miydik? Muhtemelen dikkatimiz bir şekilde manzaraya gidebilirdi. Maktulü arama sahnelerinin gece olması olayın içine daha iyi girmemize ve olabildiğince karakterlerin yaşadığı stresi içimizde hissetmemize neden olmuştur.  Filmde gerçekten görsel bir şölen vardı.  Zaten ses kullanma konusunda ayrı bir başarı elde edilmiş. Anadolu’nun kendine özgü olan böcek ve doğa sesleri çok iyi işlenmiştir. Bu coğrafyada doğan ve bu coğrafyaya yabancı olmayan kimselere, yabancı olmayan seslerdir. Zaten Nuri Bilge Ceylan‘ın klasik bir kaç ses kullanımı vardır. Uzak ve Mayıs Sıkıntısı‘nda da doğada yer alan böcek ve doğal sesleri bolca işlemiştir.

Gelelim olaylara. Ortada bir cinayet vardır ve aranan bir de ceset.  Filmde bu arayış devam ederken bu sırada diğer karakterlerin hayatlarına tanık oluruz. Komiserin oğlu hastadır. Arabada yolculuk yaparlarken karısı arar komiseri ve onu azarlar telefonda; tabi buradaki senkron hatası göze batmaktadır.  Bir komiser olmasına rağmen aynı zamanda o bir babadır. Ve oğlunun bu durumuna çok üzülmektedir.  Doktordan ilaç yazması için ricada bulunur. Savcı karakteri belki de filmdeki en baskın karakterdi.  Doktor ve savcı arasında yaşanan konuşmalar aslında filmin anahtar noktalarıdır. Savcı dolaylı bir şekilde karısının ölümünden doktora bahsediyor. Ama doktorun bu olayı enteresan bulması üzerine savcının kafasında da şüphe oluşuyor.  Olaylar ilerlerken bir türlü cinayetin işlendiği yer bulanamıyor. İş uzadıkça sinirler geriliyor. Savcı komisere yükleniyor. Komiser de savcıya sitem ediyor.  Bir Zamanlar Anadolu’da genelde hep kamu görevlileri vardır. Polis, asker, savcı, muhtar, doktor bunların hepsi belli bir hiyerarşide devleti temsil etmektedir.

Filmde her şey olması gerektiği gibi. Herkes kendisine yüklenen misyona sahip. Komutan işi gücü bırakmış merkezden kaç kilometre uzakta olduğuyla ilgileniyor. Doktor ve savcı muhabbet ederken o rüzgarın şiddetiyle uçuşan yapraklarla gerçekten görsel bir şölene imza atmışlar. Olaylar uzadıkça uzuyor ve ekip yoruluyor ve mola verilmesine karar veriliyor. Yakın bir köye gidiliyor ve köyün muhtarının evinde yeniliyor içiliyor. Muhtar da köyde bir morg olmamasından yakınıyor.  Onun derdi de bu. Savcıdan rica ediyor ödenek çıkması için.  Herkesin kendi hikayesinin olduğuna burada değinilmiştir. Yemekten sonra muhtarın kızı çay servisi yapıyor misafirlere.  Herkes çayını alırken gözleri kızdadır. Kız güzel bir kız ve herkes hayranlıkla bakıyor ona.  Savcı uykusundan kalkıp o güzelliği görünce çarpılmış gibi oluyor. Bu fasıldan sonra dışarı çıkıyorlar komiser savcının yanına gelip zanlı hakkında bir şeyler söylüyor. Bunun üzerine savcı zanlının yanına gidiyor. Burada seyirciden saklanan bir sahne var. Neden saklandığına gelince, belki de seyirciyi yormak daha doğrusu seyircinin kendi kafasında o sahneyi istediği gibi tanımlaması için böyle bir yola başvurulmuş olabilir.

Gün ağarır yola çıkarlar güzel bir yağmur eşliğinde radyoda Neşet Ertaş’ın güzel bir Anadolu türküsü çalmaktadır. Anadolu’nun bozkırını ancak o topraklara ait bir türkü anlatabilirdi. Nitekim güzel bir seçim yapılmış bu konuda. Sonunda maktulün gömüldüğü yer bulunur. Maktulün köpeği ilginç bir şekilde o mezarı bulmuş ve başında beklemiştir.   Kimseyi de oraya yaklaştırmamaktadır. Zanlı maktulün köpeği havlayınca geriye doğru hareket eder. Zanlının jest ve mimikleri gerçekten kusursuzdur. Zaten filmdeki bütün oyuncular, karakterlerinin haklarını vermişlerdir.  Toprak kazılır ve maktul çıkartılır. O sırada Arap karakteri, aşağıdaki kavun tarlasında kavun toplamaktadır. Maktul çıkartılır elleri domuz bağıyla bağlanmış iki büklüm edilmiştir. Komiser bu duruma çok kızar ve sorar: “Madem öldürdünüz. Neden ellerini kollarını bağlıyorsunuz .’’   Savcı sakinleştirir komiseri.  Sıra gelir maktulün arabaya konulup götürülmesine,  ama maktul bagaja sığmaz ve ‘’tekrar evlerini aynı şekilde bağlasak mı?’’ diye bir soru atılır ortaya.  Başkaları yaparsa suçtur. Devletin yaptığı her şey meşrudur.  Biraz önce karşı oldukları duruma şimdi kendileri uygulamaya çalışıyorlar. İki büklüm şekilde maktul arabanın arkasına yerleştirilir. Arap topladığı kavunları maktulün baş ucuna sıralamaktadır.  Onun derdi de güzel bir sofra kurmak.

Nihayet merkeze gelirler.  Savcı doktorun yanına gelir ve doktora ve karısının ölümünü kendince meşrulaştırmak ister ama sonunda karısının kendi yüzünden intihar ettiğini anlar. Savcı bir katil olabilir mi? Akla gelen bir soruda budur filmde.  Doktor otopsiye girer. Orda çalışan görevli de imkanların yetersizliğinden yakınır.  Haklı onun derdi de odur.  Odada ki raportörün hiç bir şey umurun da değildir.  Esneyip durmaktadır.  Ne söylenirse harfiyen yazmaktadır.  Otopsi başlar ama bir şey bulunamaz daha sonra cesedi parçalayan görevli bulgulara bakarak maktulün canlı canlı gömüldüğünü iddia eder. Doktor da görür ama  “Hayır öyle bir şey değil’’ der.  Çünkü adamın karısının çocuğunun babalarının bu şekilde öldüğünü öğrenmelerini istemez belki de. Ve camdan giden adamın karısıyla çocuğuna bakarken hikaye son bulur.

Bir Zamanlar Anadolu’nun,  Sergio Leone’in yönetmenliğini üstlendiği 1968 yapımı  ‘’Bir Zamanlar Batı’da’’  filminden esinlendiği bir gerçektir. Nasıl ‘’Bir Zamanlar Batı’da” da yeni bir Amerika’nın inşası ve bu inşa sırasında ailesini kaybeden bir genç kızın hikayesiyle 19. yy Amerikan toplumsal yapısı  anlatılıyorsa ‘’Bir Zamanlar Anadolu’da’’ da  yine bir cinayetle Anadolu’nun toplumsal yapısı işleniyor. Bir Zamanlar Batı’da filminde henüz paylaşılmamış bir Amerika ve Amerika’nın kırsal kesimleri ele alınmıştır. Bir Zamanlar Anadolu’da da Anadolu’nun kırsal kesimi işlenmiştir. Sergio Leone ‘’Bir Zamanlar Batı’da”dan sonra ‘’Bir Zamanlar Amerika ‘da’’ filmini çekmiştir. Bir Zamanlar Amerika’da (1984) filmi  ‘’Bir Zamanlar Batı’da’’ filminin devamı niteliğindedir bir nevi. Bu sefer Amerika inşa edilmiş ve paylaşılmıştır. Ve bu paylaşımdan doğan mücadele ile mafyalar ortaya çıkmıştır. Nuri Bilge Ceylan bir sonraki filminin adı “Bir Zamanlar Türkiye’de’’  olursa şaşırmamak gerekir.

www.sinemasaldunya.com

Koray Karadaş

GD Star Rating
loading...
Bir Anadolu Hikayesi, 4.1 out of 5 based on 8 ratings
Yazar - 27 Ocak 2012. Kategori Dram, Sinemada Türler, Sinemasal Dünya, Türkiye Sineması. Bu yazıya yazılan yazıları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yorum yazabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Bir Anadolu Hikayesi için bir yorum

  1. Emeğin için teşekkür ederim ve ayrıca öz güvenin için.Bu yazının senin için tek seferlik olmadğını ümit ediyorum. Birde ”Film eleştirmeni elkitabı” adlı kitabı önermek istiyorum sana bu kulvarda çok işine yarayacaktır arkadaş.

    GD Star Rating
    loading...
    GD Star Rating
    loading...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>