Ruhların Kaçışı

GD Star Rating
loading...

RUHLARIN KAÇIŞI
(Sen ToÇihiro No Kamikakuşi)

Filmin İZLEĞİ:

 

Miyazaki’nin 2001 yapımı başyapıtı diyebileceğimiz film, Japonya’nın en çok gişe yapan filmleri arasında birinci sırada yer almaktadır.Titanik’i (James Cameron,2001) gölgede bırakan film, Miyazaki’nin olduğu kadar, animasyon sinemasının da başyapıtı niteliğindedir.

Film, Chihiro ve ailesinin yeni bir eve taşınma yolculuklarıyla başlar. Yanlış yola sapmaları sonucu yollarını kaybeden aile, kendilerini çıkmaz sokağın sonundaki bir yapının önünde bulur. Önce burayı terk edilmiş bir eğlence parkı sanır ve dolaşmaya başlarlar. Chihiro’nun babası ve annesi, burada gördükleri sihirli yemekleri aç gözlülükle yemeleri sonucunda domuza dönüşürler. Küçük kız, anne ve babasını kurtarmak amacı ile bu yerde kalabilme savaşı verir. Etrafında cadılar, hayaletler, daha önce hiç görmediği yaratıklar ve gizemli büyücüler vardır. Burası aslında tanrılara hizmet veren bir banyo evidir. Yaşayabilmek ve ailesini kurtarabilmek için  filmin başından beri şımarık bir çocuk mizacı çizen Chihiro, çalışmak ve kendine bir yol bulmak zorundadır. Miyazaki’nin diğer eserlerinden, My neighbourTottoro” filminin tam tersi bir aile yapısı ve diyalogu vardır. Karakterimiz filmin başında  ailesiyle güçlü bir diyaloga sahip değilken, içinde bulunduğu durumla olgunlaşır. Hayalleri, umutları ve ailesine olan sevgisi onu ayakta tutar. Hayatta kalmak ve ailesini geri kazanmak için mücadeleye girişir. Haku adındaki insana benzeyen  karakter de, bu mücadelesinde Chihiro’ya yardımcı olacaktır.

Öykülemeye dair:

Film klasik anlatıyla ilerlemektedir, karakter ile özdeşleşiriz. Chihiro’nun içinde bulunduğu çevre ve yaşadıkları onu korkutur, yorar, endişelendirir ve meraklandırır. Doğal olarak seyirci de Chihiro ile aynı duyguları yaşamaktadır ve bu yenidünyayı merak etmekte, onunla birlikte amaçları için mücadele verip, ayakta durmaya çalışmaktadır. Aslına bakarsanız bu noktada Chihiro ile özdeşleşmemiz de kolaydır. O hiç bilmediği bu dünyada yapayalnız kalmış bir çocuktur, kim olduğunu, neler yapıp yapamayacağını, hem çevresindekilere göstermek hem de kendini keşfetmek zorundadır. Bu noktada Chihiro günümüzün kapitalist düzeninde kendine bir yol bulmaya çalışan, kendini var etmeye çalışan bir bireyle rahatça özdeşleştirilebilir.

Film birçok  mesaj içermektedir. Bu kadar çok şeyi sadelikle anlatması yönünden dikkat çekicidir. Animasyon sineması günümüzde yeni yeni çocuk filmi kıyafetinden sıyrılmaya başlasa da bu filmin çocuklardan çok imgesel anlatımları yönüyle bakıldığında yetişkinlere hitap ettiği söylenebilir. Filmin, direkt olarak bir şey söylemekten çok, o şeyi seyirciye gösteren bir yapısı vardır. Bireyin, düzen içerisindeki yaşam mücadelesini, üstüne yıkılan sorumlulukları ve en önemlisi kendini kaybetmeden sistem içinde kendini var etmenin zorluğunu anlatmaktadır. Banyo evinin sahibi Yubaba, Chihiro’nun ısrarları üzerine onu işe almayı kabul eder ve karşılığında ismini çalarak ona yeni bir isim verir. Chihiro bu şekilde artık ona aittir, onun düzeninin bir parçasıdır ve kim olduğunu hatırlayamayacaktır. Adı “Chihiro” değil, “Sen” olmuştur. Fakat Yubaba’nın yardımcısı görevindeki Haku,Chihiro’ya esas ismini hatırlatır ve asla kim olduğunu unutmaması gerektiğini yoksa buradan kurtulamayacağını söyler. Film bu noktada ağır bir sistem eleştirisidir. “Sistemin seni yutmasına izin vermemelisin, kim olduğunu, amaçlarını ve nereden geldiğini asla unutma” demektedir. Direkt olarak sistemin bize dayattıkları ve kendimizi var etme arasındaki çatışma üzerine kuruludur.

Filmin sıkıcılıktan uzak, hareketli bir anlatım tarzı vardır. Animasyon olmasından da ötürü hayal gücünün sınırsızlığından yararlanan Miyazaki, yarattığı karakterleri gösterge olarak kullanmıştır. Verdiği önemli mesajlara rağmen sevimli ve neşeli bir dünya yaratan yönetmen anlatımıyla seyirciyi içine çekmektedir. Bu yönüyle çocuklara da hitap ederek, akıcı bir anlatım kullanılmıştır. Film günümüzün genel problemlerinden birine değinmesi yönüyle kesinlikle evrenseldir. Zaten mekân, karakterler ve işleyiş yönünden gerçek dışı bir yapıya sahip olan film esas anlatmak istediklerini imgelerle ortaya koymaktadır. Anime Japon kültürünün bir parçası olduğu için ve Japon yönetmen Miyazaki’nin yönetiminde bir film olduğu için bu filmde Japon kültürünün benimsediği Şinto dininin (deniz, nehir, doğa tanrıları, ejderhalar…) yansımaları da açıkça filmde görülmektedir.

“Hayao Miyazaki bir mangacadır, yani manga çizeridir. Manga, 1945 İkinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren halk tarafından benimsenip, mangakalar tarafından bir kendini ifade etme aracı haline dönüşmüştür. Manganın gelişme ve benimsenmesi kendi içinde dönemlere ayrılmak üzere birçok aşamadan geçmiştir. Ancak zamanla bu sanat Japon popüler kültürünün aynası özelliğini taşımaya, onların yaşayışlarının, siyasi tepkilerinin, ahlaksal tabuları sorgulayışlarının aracı olmaya başlamış ve manganın konuları dallanıp budaklanmıştır. Manga günümüzde dünyaca ne olduğu bilinen bir sanat olsa da, henüz dünyaca benimsenmesi ve uygulanması anlamında her ülkede aynı şekilde kabul görmemiştir. Manganın kolay kabulü ve uygulaması ilk olarak Amerika’da kendini göstermiştir. Bu türün Avrupa’ya hoplaya zıplaya girişi ve tüm dünyaca sevilmesi ise Japon manga türleri içinde bile tuhaf kalan bir animasyoncu tarafından gerçekleşti. Kendisi Hayao Miyazaki.”
(http://www.calismakyorar.com/hayao-miyazaki-inceleme-1/#axzz1xzdRYwJS  )

Film, 2002’de aldığı ‘En İyi Animasyon’ dalında Oscar ödülüyle ve Berlin Film Festivali’nde aldığı ‘Altın Ayı’ ödülüyle (ki bu Berlin Film Festivali’nde animasyon filmlerine verilen ilk ödüldür) Miyazaki dünya çapında tanınır. Yapısı olarak da Miyazaki’nin dönüm noktası niteliğinde ve ustalık dolu bir eserdir. Yönetmenin daha önceki filmlerinde de ilginç karakterler ve renkli, koşturmacalı dünyalara yer verilir, her zaman bir mücadele ve çatışma hâkimdir. Ama bu filmde diğerlerinden ayrı olarak, karakter farkında olmadan kendini bir mücadelenin ortasında bulur. Her ne kadar filmin başında yine bir taşınma görsek de bu seferki karakterimiz gitmeyi istememektedir. Küçük Cadı Kiki (1989) filminde, Kiki evinden uzak bir yerde yaşayıp  kendi hayatını kurmak istemektedir. Gökteki Kale (1986) filminde başkarakter bir gün Laputa ülkesini bulabilmenin hayaliyle yaşar ve kendini bir kovalamamanın içinde bularak yollara düşer. Miyazaki’nin çocukluğunun, Japonya’nın içinde bulunduğu 2. Dünya Savaşı dönemi dolayısıyla sürekli taşınmalarla geçmesi, filmlerindeki bu işleyişe etkide bulunmuş olabilir. Aynı şekilde filmlerinin çoğunda savaş, yeni icatlar ve uçaklara da sıkça yer verilmiştir. (Rüzgârlı Vadi, Kırmızı Kanatlar, Gökteki Kale gibi.) Hayao Miyazaki’nin babası Katsuji Miyazaki, Miyazaki Havacılık’ta müdürlük yapmıştır. Bu işletme savaş uçakları gibi uçaklara parça üreten bir fabrikadır ve bu uçak üretiminin Hayao üzerindeki etkileri büyüktür. Makinelere olan ilgisi, eserlerinde kullandığı beklenmedik yerlerde karşılaşılabilen şaşırtıcı teknolojik aletlere olan merakı, onda uyanan icatçı hayal gücü bu fabrika sayesinde canlanmış olabilir. Fakat bu filminde diğerlerinden biraz daha farklı olarak çatışma karakterin içine hapis olduğu ortamda sürmektedir. Karakterler çok daha mitolojik ve ilginçtir. Diğer filmlerine nazaran çok daha az gerçeklik içerir ve tamamen hayali bir dünyadır. Öykünün bu noktada bize inandırıcı gelmesini sağlayan, karakterlerin fiziksel özellikleri oldukça absürt olsa da insani yanlarının olması, yani insani özellikler ve davranışlar sergilemeleridir. Ruhların Kaçışı, sürekli dikkati üzerine çeken olaylar zinciriyle birbirine bağlı ve hareketli sahnelerle doludur fakat  yönetmenin aksiyonlar arasına durgun sahneler koymasıyla seyirci Chihiro ile birlikte olanlar üzerine düşünme ve  dinlenme imkânı az da olsa bulur. Film kronolojik anlatımla işlenmiştir. Zaten hedef kitlesinin çocuklar gençler ve yetişkinler olarak alındığını düşünürsek, anlaşılır olması açısından kronolojik olması daha doğrudur. İmgesel olarak anlatılmak istenenler dışında filmde doğrudan da verilen mesajlar vardır. Mesela Jin’in Chihiro’ya“Evet efendim diyemez misin sen? Kamaji’ye teşekkür et sana yardım ediyor” gibi söylemlerde bulunması dorudan verilen mesajlardır. Chihiro’nun nehir tanrısına banyoda yardım ettiği ve işini doğru yaptığı için ödüllendirilmesi, ya da Zenuba’ya çalınan mührü geri götürüp, Haku adına özür dilediğinde işlerin yoluna girmesi gibi iletiler izleyiciye doğrudan aktarılan, her zaman dürüst ol, teşekkür etmeyi, özür dilemeyi bil ve sorumluluk sahibi ol gibi mesajlardır.

 

Filmde sınırsız anlatıya iki örnek görürüz bunun dışında hep sınırlı anlatıyla ilerler. Bunun nedeni de izleyicide merak duygusunu yaratma isteğidir. Maskeli yaratığın, (Yüzsüz) banyo evine girdikten sonra, gece ortalıkta dolaşan çalışan kurbağa karakterini yakalayarak yemesi üzerine, konuşma yeteneği kazanması ve kendini bir müşteri gibi gösterip, çalışanlara altın dağıtmasıdır. Gerilimin en bariz şekilde hissedildiği sahnelerden biridir. İkinci örnek ise Chihiro’nun trene binip Zeniba’nın evine gitmek için yola çıktıktan  sonra, yardımcı karakter Haku’nun,Yubaba ile konuştuğu sahnedir. Bunlar dışında filmde sınırlı anlatı hâkimdir. Filmin sonunda bütün çatışmalar çözülür ve serüven son bulur.

 

 

Karakterler:

 

Chihiro:

Filmin başkahramanıdır ve bütün olaylar bu küçük kızın etrafında gelişmektedir.

“Birçok açıdan Ghibli filmlerindeki çocuklar, her şeyi olası kılabilen özgürleştirici güçtür. Ana karakterin bir çocuk olması, çocukların film ile daha fazla özdeşleşmesini sağlar. Bir yandan da gençliğe dönüş fırsatı tanıyarak, yetişkinler için de dileklerin gerçekleşmesinin bir simgesi olur. Bir çocuk, bir yetişkinin göremeyeceği ya da görmeyeceği şeyi gören ayrıcalıklı bir bakış açısına sahiptir.( Stüdyo Ghibli – Hayao Miyazaki ve İsao Takahata Filmleri Yazar:Colin Odell/Michelle Le Blanc  )

Ruhların kaçışı filminde de bu böyledir, kendini aç gözlülükle yemeklere kaptırmış anne babasına göre, yeni girdiği mekâna daha meraklı ve şüpheyle yaklaşan Chihiro, onların asla göremedikleri şeyleri görür.

“Ebeveynlerini çevrelenmiş materyalizm’den azade çocuklar, tasvir edilen fantastik dünyalara çok daha açıktır._ Çocuklar tehdidi tanımlama ya da ondan etkilenme yetileri henüz gelişmediğinden ciddi bir tehlike ile yüzleşmeye çok daha yatkın olurlar. Bu nedenle heyecanlı ve beceriklidirler” ( Stüdyo Ghibli – Hayao Miyazaki ve İsao Takahata Filmleri Yazar:Colin Odell/Michelle Le Blanc  )

 Chihiro’nun da içine düştüğü hayatta kalma ve kendini var etme çabası başta şımarık olarak tanıdığımız karakteri olgunlaştırır. Yubaba onu domuza çevirmekle ya da taşa dönüştürmekle tehdit eder, yüksek merdivenlerden aşağı inerken düşme tehlikesi ve yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Ama bu kadar absürtlüğe ve gerilime rağmen bunlara uyum sağlayabilmiş ve zor durumlardan sıyrılmayı başarmıştır. Çocuklar kalıplaşmış düşünceleri ve yargıları olmadığından  içlerinde bulundukları ortama çok daha çabuk uyum sağlarlar. Chihiro ilk defa gerçek anlamda korkuyu tanır ve onunla mücadele etmeyi öğrenir. Yubaba’nın korkunç söylemlerinden korkmasına rağmen onunla mücadele eder. Bu noktada Chihiro’nun aslında kişiliğinde barındırdığı sorumluluk alma ve kararlılık ortaya çıkar. Endişeleri, mücadelesi ve acıları onu büyütür. Aslında filmin başında eski yaşantısından kopmak istemeyen karakterimiz (geleneklere ve eskiye bağlılık, kendi olgularına ve alışık olduğu yapıya sahip çıkma arzusu ki bunu da en çok arkadaşlarının Chihiro’ya vermiş olduğu çiçeği ve kartı elinden bırakmamasından ve çiçeğin solmaya başladığını fark ettiğinde üzülmesinden anlarız) yeni hayatında karşısına çıkacaklara uyum sağlamayı ve ayakta kalmayı öğrenir. Chihiro, Miyazaki’nin yarattığı karakterler arasında en güçlü yapıya sahip karakteridir.

Filmin başında ailenin banyo evinin girişinden girerken rüzgârın binadan içeri doğru esmesi, buranın herkesin içine sürüklendiği doğal bir akış, düzen olduğu imgesini yaratmaktadır. Filmdeki Banyo evi, günümüz kapitalist sisteminin fantastik bir minyatürüdür. İçeri doğru esen rüzgâr Chihiro’nun bu sistemin içine sürüklenişidir. Anne ve babası bu rüzgâr esintisinden huzursuz olmaz ve korkmazlar onlar bu sistemin getirilerine çekiciliğine çoktan kapılmışlardır. İçerideki yemekleri gördüklerinde iştahlanır ve durmadan yemeğe başlarlar, sonunda ise domuza dönüşürler. Bu çekiciliğe Chihiro’nun biraz daha kuşkuyla bakmasının tek sebebi sanırım çocuk olmasıdır.  Chihiro’nun girdiği bu dünya günümüzün iş dünyasıyla aynı özellikleri göstermektedir. Chihiro’nun yetenekleri değil ısrarcılığı ve gürültü yaparak bebeği sinirlendirme tehdidi Yubaba’nın  onu işe almasını sağlar ve orada kalmayı başarır. Aynı şekilde Kazancı Kamaji onu torunu olarak tanıtır ve Lin’e onu Yubaba ile görüşmeye götürmesini söyler. Yani bir yere kabul edilmek için, birilerinin tanıdığı ya da  akrabası olmak gerekmektedir.  Filmin sonunda  Chihiro’nun bu sistem içinde kendini olduğu gibi var etmeyi başarabilmesi, Miyazaki’nin umudu çocuklarda arayışı gibidir. Aslında ütopik bir bakış açısı olsa da  Miyazaki, sistemin güçlü ve sivri çarklarında ezilmenin karşısına sevgi, inanç , kararlılık ve umudu koymaktadır.

 

Yubaba:  (Miyazaki’nin Ceo’su)

Banyo evinin sahibidir. Zalim, kurnaz ve çıkarcıdır. Chihiro’yu işe almayı kabul ettiğinde “İsteyen herkese iş vereceğime dair yemin ettiğime inanamıyorum”der. Bu da yine kapitalizm eleştirisidir aslında başta Chihiro’yu işe almak istemez ve başından savmaya çalışır yani isteyen herkesi işe almak sözsel bir vaattir. Bunu vaat ettiğini söyler ama Chihiro’nun ısrarcılığı olmasa bu, boş bir vaatten öteye gidemez. Kapitalist sistemde de lüks hayatlar vaat edilir ve bu lükse ulaşmak hep çok kolay gibi gösterilir (Reklamlarda lüks hayat süren insanlar, dizilerde zenginliğin olduğu dünyalar gösterilir ve geneli yansıtıyor algısı yaratılır.) ama işin aslı böyle değildir.  Aynı şekilde Chihiro’yu denemek ve bezdirmek için banyoya gelen kötü kokulu bir yaratıkla ilgilenme görevini ona verir. Chihiro bu görevin üstesinden gelir ve yaratığın aslında nehir tanrısı olduğu anlaşılır. Nehir tanrısı hizmetinin karşılığında  Chihiro’ya bir armağan verir ve banyo evi de bu hizmetin karşılığında çok para kazanır. Bunun üzerine Yubaba , Chihiro’yu diğer işçilere örnek gösterir. (Nehir tanrısı, Japonların inancına göre önemli bir yere sahiptir, hakkında çeşitli efsanelerin olduğu ünlü bir tanrıdır. ) O zamana kadar Chihiro’dan kurtulmak isteyen Yubaba ondan bir kazanç sağladığında, bir anda ona karşı sevecenleşir. Başarılar ve iyilik algısı, kazançla(para) eşdeğer tutulmaktadır. Para iyi, kötü; doğru, yanlış kıstaslarını koyan bir güçtür. Bu düzenin en başındaki söz sahibi kişi ve kuralları koyan kişi ise cadı Yubaba olarak gösterilmiştir. Her yerde gözü vardır, her şeyi bilir ve geceleri gökyüzünde uçarak banyo evindeki çalışanları tepeden izler. Fakat Yubaba da dikkatlice düşünürsek sistemin çarklarından birisidir. Çünkü o da bir şeye hizmet etmek zorundadır  (tanrılar), var oluşu , müşterilerinin arzularına ve memnuniyetine bağlıdır. Nehir tanrısının Chihiro’dan memnun kalması sonucu, Yubaba’nın Chihiro’ya tavrındaki değişiklik bununla da örtüşebilir. Parayı esas elinde tutan güçler kuralları koyar. Ya da Nasrettin Hoca’nın hikâyesinden alıntı yaparsak  “Parayı veren düdüğü çalar.”. Yubaba bu açıdan değerlendirildiğinde patrondan çok bir şirketin Ceo’su konumundadır.

Yubaba’nın Bebeği Boh:

Yubaba ile birlikte ele alabileceğimiz ona bağlı bir karakter daha vardır. Yubaba’nın dev bebeği bir oyun odası içine hapsolmuş, dışarıdan ve gerçek dünyadan korkan bir karakterdir. En ufak bir huzursuzlukta ağlamaya başlar, şımarıktır. Yubaba onu ağlatmaktan korkar, bebeğini sakinleştirmeye çalışır, ne isterse yapar ve onu dışarıdaki gerçek dünyaya karşı korkutarak hep o oda içerisinde tutar. Normalde zalim, sert ve kötü kalpli görünen Yubaba bebeğine  karşı son derece anlayışlı ve sevecendir. Bebek, normal bir bebeğin özelliklerini taşımakla beraber filmin içindeki her karakterde olduğu gibi simgesel bir anlam da taşımaktadır.

 

Normal bir bebek görünümünde, onun tavırlarına sahip, ancak boyut olarak ondan kat be kat büyük, devasa bir bebek olan Boh,   aslında kapitalizmin patronlarının yarattığı ürünlerin ve kendi uzantılarının, görsel açıdan ne kadar sağlıklı görünürse görünsünler, bir şekilde şişirilmiş, suni, “hormonlu” oldukları mesajını verir. İşin ilginci, film ilerledikçe, bir fareye dönüşen Boh’u, annesi bu haliyle görünce tanıyamaz ve “zavallıya bak, ne kadar iğrenç” diyerek onu öldürmekten son anda vazgeçer. Yani modern dünyada egemen bireyin değer verdiği şey asla öz veya içerik değil, görüntü ve ambalajdır. Görüntü ve ambalajı güzel olmayan bir şeyin, esas itibariyle güzel olabileceğine ihtimal verilmez.”


(http://disaci.blogspot.com/search?q=ruhlar%C4%B1n+ka%C3%A7%C4%B1%C5%9F%C4%B1)

 

 

Haku :


Chihiro’nun bu fantastik dünyada tanıştığı ilk karakterdir. Chihiro’ya hayatta kalabilmesi ve ailesini kurtarabilmesi için yardımcı olur. Haku insan görünümlü olmasına rağmen aslında bir ejderhadır. Ve banyo evinde Yubaba’nın yardımcısı olarak çalışmaktadır. Ejderhalar, Japon kültüründe önemli bir yere sahiptir, asil , koruyucu ve kuvvetlidir. Filmde de Haku, Yubaba’nın koruyucusu rolündedir ve tehlikeli işlerini yaptırdığı adamıdır. Haku karakteri Miyazaki filmlerinden sıkça görülen antropomorfizm’in en açık örneklerindendir. İnsan şeklinde görünen bir ejderhadır. Miyazaki’nin oğlu Goro Miyazaki’nin yönettiği “Yerdeniz Öyküleri” filminde de insan şekline bürünmüş ejderha karakterleri bulunmaktadır. Ruhların Kaçışı filminde antropomorfizm’e başka bir örnek olarak da Chihiro’nun anne ve babasının domuza dönüşmesini verebiliriz. Miyazaki filmlerinde insan şekline bürünmüş yaratıklar, yaratık ya da hayvansı özellikler taşıyan insanlara (Porco Roso’daki dış görüntüsü domuza dönüşmüş ama insansı özelliklerini sürdüren karakter) sıkça rastlanmaktadır.
Haku, Chihiro’nun içine düştüğü bu dünyayı ve kurallarını iyi bilmekte ve Chihiro’ya zarar görmemesi için yardım etmektedir. Bu dünyanın içinde  kıdemli bir konumda olmasına rağmen, aslında köşeye sıkışmış bir karakterdir. Banyo evinden kurtulmak istemektedir ama bu niyetini açıktan açığa belirtmesi onun için tehlikeli olacağından kendine kurnazca bir yol aramakta ve kim olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Sistem onu çoktan çarklarından biri haline getirmiştir ama güçlü yüreği ve özgürlüğe olan düşkünlüğü onu bir arayış içine sürüklemektedir. Sistemin nasıl işlediğini çok iyi bildiğinden Chihiro’yu da kendisi sıkışmışlıkta kalmaktan kurtarmak için çabalar ve Chihiro’ya kendisini unutmaması ve umutlarını diri tutması için yardımcı olur. Öte yandan Chihiro’ya banyo evinin düzenini ve uyulması gerekenleri öğreterek, onu bu yeni yaşayışına entegre etmeye başlar. Chihiro gece çökmeye başladığında görüntüsünün saydamlaştığını ve yok olmaya başladığını fark ederek paniğe kapılır. Haku ona “Bu dünyanın yiyeceklerinden yemelisin yoksa yok olursun” der.  Ya da Yubaba,Chihiro’ya iş verdikten sonra Haku’ya, Chihiro’yu çalışanların yanına götürmesini emreder, asansörde Chihiro, Haku’ya ismi ile seslendiğinde “Benimle konuşma ve bana üstat Haku diye hitap et” der. Bu hiyerarşik düzene uyma zorunluluğunun açık bir ifadesidir. Chihiro bu sert tepki üzerine bu dünyada iki tane Haku olduğundan şüphelenir. Ama durum bambaşkadır, Haku görünürde Yubaba’nın sözlerini uygulayan, kibirli bir karakterdir ve üstüne giyindiği bir rol vardır. Filmin hikâyesindeki bütün karakterlerde asıl olanla, maske karakter özeliklerinin arasındaki çelişki ve çatışma göze çarpar ama en belirgini Haku’da olanıdır. Jin, Chihiro’ya  Haku ile ilgili “Yubaba’nın dalkavuğudur, hiçbir söylediğine inanma”der. Bu Chihiro’nun filmin başında tanıştığı Haku’dan çok farklı bir karakter tanımlamasıdır. Chihiro bir anlamda da Haku’nun kendisini var edebilmesine dair tek umududur; kendisiyle ilgili hiçbir şeyi hatırlayamayan bu karakter, Chihiro ile geçmişte tanışmış olduğunu anımsamaktadır. Aslında Chihiro’yu kollama ve ona yardımcı olma arzusunun altında kendine dair bir parçayı var etme çabası da yatmaktadır.

Yüzsüz:

Filmin en ilginç karakteridir. Aslında Yüzsüz  tam anlamıyla bir imgeden ibaret olan tek karakterdir. Ve bu imge içinde bulunduğu mekâna göre şekillenmektedir. Filmin başında banyo evinin köprüsünde durarak köprüden geçenleri izleyen bu maske suratlı garip yaratık, Chihiro’ya karşı ayrı bir ilgi duymaktadır. Film boyunca Chihiro’ya ulaşmak ve onu etkilemek için çeşitli yollar dener ve değişim gösterir.

Aslında banyo evine girmesi yasak olan bu karakter, Chihiro’nun onu bir müşteri sanarak kapıyı açıp içeri girmesini sağlamasıyla değişim gösterir. Filmin burasına kadar edilgen bir yapıda  tanıdığımız Yüzsüz, etkin bir karaktere bürünür. Banyo evinin parayı yücelten yapısından etkilenerek, çalışanların daha fazla altına sahip olma arzusundan yararlanır. Yüzsüz filmin bu kısmında etkin bir yapı göstermesine rağmen aslında bu etkinliği, edilgenliğinden gelmektedir. O banyo evindeki karakterlerin açgözlülüğü ve para hırsından etkilenerek onlara bunu sunar ve tuzağına düşürdükten sonra her şeyi açgözlüce sömürür, bazı karakterleri yutar. O, kitle içindeki zayıf ve çıkarcı karakterlerin imgesel bir modeli gibidir. Chihiro’nun saflığından yararlanarak içeri sızmıştır ve kendini görünmez yaparak (sistem içinde gizleyerek) etrafta dolanır. Çalar, el koyar ve diğer karakterleri yutarak onların özelliklerine sahip olur. Fakat Yüzsüzün esas merak ettiği, Chihiro’nun ne istediğidir, Chihiro’nun hazlarına, arzularına ulaşarak onu elde etmeye çalışır fakat başaramaz. Chihiro, Yüzsüzün ona bonkörce sunduğu her şeyi (para, banyo jetonu) alçak gönüllülükle reddeder. Yüzsüz en sonunda bu çıkmazdan dolayı deliye dönerek  kendini açığa vurur ve herkesi yemeye, ortalığı talan etmeye başlar. Chihiro, Nehir tanrısının ona armağan ettiği yiyecekten Yüzsüz’e bir lokmayı zorla yutturarak onun kusmasını sağlar ve onu banyo evinden çıkarır. Diğer karakterlerin aksine Chihiro, Yüzsüz’den korkmamakta aksine ona acımaktadır. “Banyo evi onu deli ediyor dışarı çıkması lazım” diyerek Chihiro, Yüzsüz’ün etkinden çok edilgin ve zayıf yapıda bir karakter olduğunu bize göstermektedir. Yine bu söylemden yola çıkarak sistemin ona böyle bir hale getirdiği vurgusunun olduğunu söyleyebiliriz.

Yüzsüzün banyo evinden çıktıktan sonraki serzeniş hali ise bana Edward Munch’un ünlü ‘Çığlık’ tablosunu anımsatan bir sahne. Miyazaki bu tabloya bir gönderme yaptığı söylenebilir.

Zeniba:

Yubaba’nın rakibi ve Yubaba’ya göre zıt bir karaktere sahip ikiz kardeşidir. Buna Kapitalizm’in karşısına konulan Komünizm benzetmesini de yapabiliriz. Aç gözlülükten uzak ve mütevazı bir yaşam sürmektedir. Çevresindeki doğayla uyum içinde ve hoşgörülü bir karakterdir.
Bu iki karakter filmde zıt yönleriyle dengeyi oluştururlar bu Uzak doğu felsefesine paralellik gösteren bir durumdur. Uzak doğu felsefesine göre zıtlıklar bütünü ve dengeyi oluştururlar. Ying ve Yang gibi…

Diğer karakterler:

Misafir Tanrılar; Filmde çok ön plana çıkmasalar da, bütün gücü elinde tutan kesimi yansıtmaktadırlar. Banyo evi, onların pisliklerinden arındıkları ve kendilerini yeniledikleri yerlerdir. Filmdeki Nehir tanrısı sanayi atıklarına bulanmış halde banyo evine yığılır, hükmettiği dünyanın pislikleri onu yürüyemez hale getirmiştir. Her şey onlara hizmet etmek üzere var olmuş olmasına rağmen oluşturdukları düzen onları çürütmektedir ve arınmaya ihtiyaçları vardır. Miyazaki filmlerinde evrensel bir anlatım dili kullanıldığından anlaşılması pek de güç değildir. Fakat buradaki tanrılar motifini biraz daha anlamlandırmak için , Japon kültüründeki Şinto dinini ve inanç sistemini bilmemiz gerekir.

Şinto aslında animist bir dindir.Tanrıları ve ruhları her şeyin içinde görür. Bu nedenle, insanın doğal çevre ile uyumuna özen gösterir. Jinja(tapınaklar) ve Torii(kutsal geçitler), çok sayıda Ghibli filmlerinde rastlanmaktadır” (http://disaci.blogspot.com/search?q=ruhlar%C4%B1n+ka%C3%A7%C4%B1%C5%9F%C4%B1)

 

Banyo çalışanları; Filmde çok fazla bir önemi olmayan tip boyutunda kalmış karakterlerdir. Birbirleriyle benzer karakterlerdir.

ÇATIŞMA NEREDE?

Filmin içinde birçok çatışma mevcut (ki), uzun soluklu bir film olduğunu düşünürsek böyle olması da oldukça olağan. Hiyerarşik bir sıralamayla giderek önce ana çatışmalardan söz edelim, Chihiro ile yabancısı olduğu banyo evinin düzeni (sistem) arasındaki çatışma en önemli olanıdır. Ardından karakterler arasındaki çatışmalar gelir. Haku ve Yubaba arasındaki çatışma, Yubaba ile Zeniba arasındaki çatışma ve karakterlerin kendi iç dünyalarında kaybolduğu çatışmalar. Mesela Haku’nun öz benliğine özlemi ve üstüne giyindiği rol arasındaki çatışma buna örnek olabilir. Haku ile Yubaba arasındaki çatışma ise efendi ve hizmetkâr arasındaki çatışmanın en bariz çizgilerini çizer. Haku aslında özgürlüğüne bağlı bir karakter olmasına rağmen Yubaba’ya hizmet etmek zorunda kalmanın sıkışmışlığını yaşar. Yubaba ile Zeniba arasındaki çatışma tamamen yönetim ideolojilerine yönelik bir imgedir. İkizlerden yola çıkarak bunu vermesi aslında zıt karakterlere sahip bu iki karakterinde öz yapısında aynı olduğunun bir mesajını verir gibidir. İkisi de büyü yaparak insanları kontrol edebilir, ikisi de güçlüdür. Ama seçimleri ve yaşam biçimleri onları kesin çizgilerle ayırır. İkisi de birbirinin dünyasına manevi anlamda çok uzaktır. Zeniba, Yubaba’nın hizmetkârı Haku’nun ondan bir şey çalması üzerine onu yaralar.

Chihiro’nun yanına sığınan yaralı Haku’nun ardından, bu yaratıkların yüzlercesi geliyor ve bu yaratıkların aslında kâğıttan kuşlar olduğunu anlıyoruz. Yani modern toplumun belkemiği olan, Platon’un Devlet’indeki koruyucu sınıf durumunda bulunan kapitalist orta sınıf, üst sınıflar tarafından uydurularak tehlikeli olduğu yanılsaması yaratılan sahte hedeflerle aslında boşu boşuna mücadele etmektedir. Üst sınıflar, orta sınıflar için bir tehdit “yaratarak” onlara meşgale üretmemiş olsa, ilk hedefin kendileri olacağını bilirler.”
(http://disaci.blogspot.com/search?q=ruhlar%C4%B1n+ka%C3%A7%C4%B1%C5%9F%C4%B1)

Ruhların banyosunda bir gezi

Filmin mekânsal seçimi gerçeklikten tamamen bağımsızdır. Miyazaki, Şinto dininden aldığı bazı karakterlerle kendi hayal dünyasını harmanlayarak tamamen sürrealist bir mekân yaratmış ve Chihiro’yu bu dünyanın tam ortasına bırakmıştır. Bir animasyonda gerçek dışılığa her zaman yer vardır, fakat Miyazaki’nin animasyonları Walt Disney’e dudak uçuklatacak cinsten absürtlüklerle doludur. Bu absürt karakterler ve mekânlar fazlasıyla gerçeklikten kopuktur fakat imgeselliğiyle gerçekliğe göndermeler yapar. Ruhların Kaçışı’nda da içinde bulunduğumuz mekân oldukça imgeseldir. Ve bu mekân karakterleriyle birlikte bir bütünlük kazanmaktadır. Görünürde normal bir işletme ve banyo evidir. Fakat aynı zamanda bütün renkli görünümüne rağmen, bu banyo evi, kaçışı imkânsız olan, ürkütücü bir hapishanedir.

 

Tanrıları temizlemek için bulunan banyo evi, kendi kendini kirleten doğal bir akışa girildiğinin de bir göstergesi olmaktadır. Tanrılar, içlerine düştükleri pislikte adım atamayacak hale gelirler. Ve tanrıları bu hiyerarşik sistemin en tepesine koyduğumuza göre, onlara dünyamızın “Büyük Biraderleri” demek pek de yanlış sayılmamaktadır. Bu büyük biraderler kendilerini yönettikleri dünyanın pisliğinden arındırmak için banyo evine gelmektedirler.

Filmin paradigması ve Göstergeler

Film izlenirken, seyircide edimin nesnel bir gözlemcisi olma hissini uyandırıyor.  Aslında bu inandırıcılık hissini animasyon olmasına rağmen seyirciye tattırması, hem yönetmenin yeteneğinden hem de izleyicinin nasıl bir görselle karşılaşacağını bilmesi ve tiyatrodaki gibi algıda tamamlayıcılığa gitmesinden geliyor. Çizgilerden oluşmuş absürt bir dünya yaratılmış olsa da, izlence sırasında Chihiro yakınımızdaki bir insandan farksız kalıyor. Hikâye, Chihiro’nun etrafında döndüğü ve karakterle özdeşleştiren bir anlatım kullanıldığı için filmi izlerken yabancılaşmaya sebebiyet vermiyor. Ama  klasik anlatı yapısına rağmen , bu kadar çok gösterge ve mesajı bir arada barındırabilmesi Miyazaki’nin başarısını da bir kez daha ortaya çıkarıyor.
Film, yaratılan mekân, kullanılan karakterler ve çatışmalarıyla tam bir imgeler yığını.  Her ne kadar gerilimi içinde barındıran çocuksu bir dünya resmedilmiş olsa da , üstünde düşünüldüğünde, filmin alt metinlerini okumak hiç de zor değil. Bu göstergelerle oluşturulan subliminal mesajlar filmle çok güzel şekilde harmanlanmış. Animasyon dalında yok denecek kadar az rastlanan imgeleri en üst noktada kullanması ve hicivsel anlatımıyla Ruhların Kaçışı’nı göstergeler yönünden üst bir noktada değerlendirebiliriz. Animasyon sineması, teknik açıdan imge yaratmaya çok müsait ve sınırsız olsa da, çocuk filmleri gözüyle bakılması, onu kısıtlayan bir tutum oluşturuyor. Filmdeki göstergelerden, geçtiğimiz bölümlerdeki karakter, çatışma ve mekân incelemelerinde parça parça detaylandırarak bahsettiğim için yeniden ayrıntılara inmeyeceğim.

Filmin yaratıcısı Miyazaki’ye sorduklarında, “bir hiciv örneği gibi duruyor ama hiç de öyle değil. Sadece 10 yaşındaki çocukların sevebileceği bir şeyler yapmak istedim” diyerek gizemli yönetmen tavrını ortaya koymuştur.

 

Teknik ve ses kullanımı

Müzik kullanımı daha çok destekleyici bir rol oynamıştır. Filmin ritmine kapılmamızı kolaylaştırmak, duygu durumlarını daha iyi yansıtabilmek ve aralarda dinlendirebilmek için kullanılmış olan müzikler görselliğin önüne geçmeseler de , eksiklikleri durumunda filmin temposuna kendimizi kaptırmamız güç olurdu. Miyazaki filmlerinde aksiyonlu sahnelere sıkça yer verilir. Müzik, bu sahnelerde, görselliğin arkasındaki bir numaralı destekçidir. Ve aksiyonun yükseldiği sahnelerde görüntüyle eş değer kuvvette müzik kullanımı görülür. Ruhların Kaçışı’nda da aynı durum söz konusudur. Aksiyon ve koşturmanın  ya da düğümün çözülmeye başladığı doruk noktalarının olduğu sahnelerde müzik görüntüyle bütünleşik bir güç haline gelmiştir. Ses kullanımındaki tek farklılık olarak değişik türdeki yaratıkların bulunması filme ses anlamında da renk katmıştır diyebiliriz. (toz tavşancıkları, yeşil koca kafalar, tanrılar,…)

Sonuç olarak Miyazaki, teknik açıdan, geleneksel çizim yöntemlerine bağlı kalmakla beraber, bazı özel sahnelerde ve duman, siluet gibi görüntüleri yaratırken bilgisayar teknolojisine başvurmuştur.

Miyazaki sineması’nda Ruhların Kaçışı

 

Ruhların kaçışı , izlekler yönünden diğer filmlerine göre çok daha farklı bir noktadadır. Filmlerinde gökyüzü, uçaklar, konuşan ya da insanlarla iletişim kurulabilinen hayvanlar (özellikle kedi) , sihir ve fanteziye sık rastlanır. Hikâyelerinin başkahramanı çoğu zaman kızdır. Erkek var ise bu yardımcı karakter olarak rol alır. Doğayla iç içe geçen mekânlar tercih edilir. (Doğaya dönüş) Filmler hızlı tempoya sahiptir, sürekli bir kaçış, çatışma ve kovalama görülür. Kahramanları genellikle çocuklardır. Miyazaki, çocukların özgür bakabilme yeteneğini , kör cesaretlerini ve saflıklarını yüceltmektir. Ona göre çocuklar dünyaya duru bakabilen ve gerçekliği olduğu gibi görebilen tek varlıktır. Yetişkinler kötüleşmiş, kalıplaşmış bakış açısına sahip karakterlerdir. En iyileri bile o masalsı dünyayı görebilecek yeteneklerini kaybetmişlerdir. Savaş, filmlerinde sıkça var olan bir olgudur. Karakterler savaşın ortasında sıkışmış, ya da mücadele etmek zorunda olan kişilerdir. Bu olgunun oluşumunda, Miyazaki’nin gençliğinin savaş sonrası döneme denk gelmesi etkili bir faktördür. Filmlerindeki hikâyeler, gerçekten kopuktur, gerçekliğe en yakın hikâyelerinde bile Miyazaki, seyircisini tavşan deliğinden içeri atmayı ve o masalsı dünyaya baktırmayı başarır. Günümüzün animasyon sineması meraklıları için sıralamada en başa konulması gereken auteur yönetmenlerdendir.

 

          Hikmet  Yağmur KARTAL

www.sinemasaldunya.com

 

Filmin Künyesi

Yönetmen: Hayao Miyazaki

Oyuncular: Rumi Hiiragi (orjinal ses), Miyu Irino (orjinal ses), Yasuko Sawaguchi(orjinal ses), Bunta Sugawara, Ryunosuke Kamiki,  Tatsuya Gashuin

Senarist: Hayao Miyazaki

Tür: Animasyon

Besteci: Joe Hisaishi

Sanat Yönetmeni: Joiji Takeshige

Animasyon ve görsel efekt süpervizörü: Hiromasa Yonebayashi

Ülke: Japonya

 

GD Star Rating
loading...
Ruhların Kaçışı, 4.6 out of 5 based on 11 ratings
Yazar - 17 Haziran 2012. Kategori Animasyon, Sinemada Türler. Bu yazıya yazılan yazıları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yorum yazabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>